Kitap

Alışkanlıkların Gücü

Alıskanlikların_Gucu

      – Bu yazı Şubat 2013’te Optimist Dergi’de yayınlanmıştır. –

The Newyork Times’ın iş dünyası muhabiri Charles Duhigg bundan 10 yıl önce, savaş ortamında olmanın kendisi için ilginç bir tecrübe olacağı düşüncesi ile Irak’a gider. Bağdat’ın güneyinde küçük bir şehir olan Kufe’de, Amerikan Kara Kuvvetleri’nden bir binbaşıyla karşılaşması, Pulitzer Ödülü adayı da olan gazetecinin ‘ Alışkanlık nedir’ sorusunu sormasına neden olur. Bu karşılaşma yazar için beklenmedik bir araştırma alanı doğurur.
Yetiştiği mahallede sonunun iyi ihtimalle uyuşturucu satıcısı, kötü ihtimalle de kullanıcısı olması muhtemelken, bugün Amerikan Ordusu’nda binbaşı olan bu adamın hayatı alışkanlıkları anlamasıyla değişir. Ordu ona alışkanlıkların önemini öğretir. Duhigg için bu karşılaşmanın önemli olmasının nedeni, binbaşının kendi hayatını düzene koymak için kullandığı alışkanlık geliştirme yöntemini, görevlendirildiği bu küçük şehirde çıkan isyanları sonlandırmak için de kullanmış olmasıdır. Şiddet eylemlerinin videolarını seyreden binbaşı, her gün tekrarlanan bir döngünün farkına varır : İsyancılar her eylemden saatler önce birer ikişer meydanda toplanıyor, zaman içinde meraklı izleyiciler ve seyyar kebapçılar da onlara katılıyor, kalabalık karnını doyurarak beklemeye devam ediyor ve kalabalığın içinden birinin provakasyonuyla şiddet olayları başlıyor. Binbaşı bu döngüyü kırmanın seyyar kebapçıları meydana sokmamaktan geçtiğini anlar. Hava kararırken huzursuzlanan kalabalık, yiyecek satıcıları orada olmadığında yemek yemek için yavaş yavaş meydanı terkedince, sloganlar da azalır. Saatler akşam 8’i gösterdiğinde meydan bomboştur. Binbaşının görevde olduğu 8 ay boyunca bölgede hiç isyan çıkmaz.
Irak’ta yaşananların ardından Duhigg oldukça uzun ve kapsamlı bir araştırma sürecine girer. Alışkanlıklarla ilgili merakı onu üniversite laboratuarlarına, hastane kayıtlarına, Starbucks, Target, P&G gibi büyük şirketlerin analiz çalışmalarına götürür. Tıpkı binbaşınınkine benzeyen, alışkanlıkların değiştirilmesi, değiştirilememesi ya da onlardan yararlanılması çerçevesinde şekillenen hayatlara şahit olur. Bu çalışmaların sonunda ‘Alışkanlıkların Gücü: Özel ve İş Hayatımızda Davranışlarımızın Ardında Neler Yatar?’ adlı kitap ortaya çıkar.
Kitap alışkanlıkların ister bireysel, ister kurumsal ya da toplumsal olsunlar benzer özellikler gösterdiğini ortaya koyuyor. ‘Alışkanlık haline gelmiş her davranış üç aşamalı bir döngüden oluşur’ diyor Charles Duhigg: ‘Önce bir işaret, yani beynimize otomatik moda geçmesini söyleyen ve hangi alışkanlığı kullanacağını gösteren bir tetikleyici belirir. Sonra fiziksel, zihinsel veya duygusal olabilen bir rutin oluşur. Son olarak, bu döngünün gelecekte kullanılmak üzere hatırlanmaya değer olup, olmadığına karar vermesinde beynimize yardımcı olan bir ödül ortaya çıkar.’
Yeni bir alışkanlık edinirken ya da varolan bir alışkanlığınızı değiştirirken dikkat etmeniz gereken de bu döngüdür. Bu döngünün önemi, yeni bir alışkanlık ortaya çıktığı zaman beynin karar verme sürecine katılmaktan vazgeçmesinde yatar. Duhigg ‘… bir alışkanlıkla bilinçli olarak savaşmadığınız ve yerine yeni rutinler koymadığınız sürece, eski patern (davranış kalıbı) otomatikman tekrar edecektir.’ diyor. İşaret, rutin ve ödülden oluşan bir döngü asla tamamiyle zihnimizden silinmiyor. Kötü bir alışkanlık bu nedenle asla yok olmuyor. Alışkanlıklar ancak değiştirilebiliyor. Sigarayı bırakan kişilerin yıllar sonra tekrar başlaması ya da verilen kiloların geri alınması bu bilgilerin ışığında açıklık kazanıyor.

Alıskanlık_Gucu_2

Krizlerin Gücü ve Kilit Taşı Alışkanlıklar
Oscar Ödüllü yönetmen Michael Moore’un 2007 tarihli filmi Hasta (Sicko), ABD’nin pahalı ama çarpık sağlık sistemini eleştirir. Bunu yaparken de kâr amacına dayanmayan sosyal sağlık sistemlerinin mevcut olduğu ülkeler ile kıyaslamalar yapar. Filmi yıllar önce izlediğimde İngilizlerin 2. Dünya Savaşı’ndan çıkar çıkmaz sağlık sistemlerinde bir dönüşüm gerçekleştirdiklerini öğrenmek beni çok şaşırtmıştı. 8 ayda 42.000 sivili kaybeden, ekonomik dar boğazdaki İngiltere, 1948’de ücretsiz sağlık sistemini devreye soktu. Peki ama böylesi büyük bir değişim, nasıl oluyor da böyle bir kriz döneminde gerçekleştirilebiliyordu?
Bu sorumun cevabını da Charles Duhigg verdi. İngilizlerin sağlık hizmetlerinde gerçekleştirdiği devrim niteliğindeki değişimi mümkün kılan, ücretsiz sağlık sisteminin kimsenin itiraz etmeyeceği bir hizmet olmasıdır. Yaşanan kriz ortamıysa bunu gerçekleştirmek için en doğru zamandır. Duhigg kitabında da buna benzer örnekler vermekte; Rhode Island Hastanesi’nde 2000’li yıllarda yaşanan aksaklıklar ve hemşirelerle, doktorlar arasındaki sıkıntılar ancak yaşanan problemler ulusal medyada yer alınca oluşan kriz ortamının ardından ortadan kaldırılabilir. NASA idarecileri, kurumun güvenlik prosedürlerini iyileştirmek için yıllarca uğraşırlar ama uzay mekiği Challenger 1986’da patlayana kadar bu çabalar sonuçsuz kalır. Örnekler çoğaltılabilir elbette. Ancak hepsinden çıkarılabilecek yegane sonuç Duhigg’in özetlediği gibidir ‘ İşlevsiz alışkanlıkları olan bir şirket sırf bir lider öyle emretti diye çarpıcı bir düzelme gösteremez. Akıllı yöneticiler bunu beklemek yerine kriz anlarını kollayarak (ya da kriz algısı yaratarak) bir şeylerin değişmek zorunda olduğu duygusunu geliştirirler ve sonunda herkes, birlikte yaşamaya alıştığı paternleri revize etmeye hazır hale gelir.’ Söz konusu revizyona ‘kilit taşı alışkanlıklar’dan başlamak ise büyük önem taşımaktadır.
Duhigg bununla ilgili olarak Bush döneminde bir süre Hazine Bakanlığı yapmış olan Paul O’Neill’in deneyimlerinden söz ediyor. ‘O’Neill’in Washington D.C.’de Yönetim ve Bütçe Dairesi Başkan Yardımcılığı yaptığı dönemde ilk görevi hükümetin sağlık hizmetlerine harcadığı parayı incelemekti. Yaptığı araştırmalar bu konudaki harcamaların belirleyicisinin mantıklı kurallar ve belirli öncelikler yerine pek çok bakımdan alışkanlıklara benzeyen kurumsal süreçler olduğunu ortaya koydu. ‘Bürokratlar ve politikacılar, terfi etmek veya yeniden seçilmek gibi ödüllere ulaşmak için işaretlere otomatik rutinlerle cevap veriyorlardı. … Hükümetin hangi tarafına baksam, başarının veya başarısızlığın sebebini açıklar gibi gözüken bu tür alışkanlıklar buluyordum. En başarılı daireler rutinlerin önemini kavramış olanlardı.’ O’Neill alışkanlıklarla ilgili edindiği bilgilerle, bugün dünyanın en büyük 3. alüminyum üreticisi olan Alcoa’nın, o dönemde yaşadığı ciddi problemlere çözüm bulan CEO olacaktı.
Alcoa’nın zor bir dönemden geçtiği süreçte eleştirmenler şirket çalışanlarının beceriksizliği ve ürünlerin düşük kalitesinden şikayetçidir. O’Neill değişimin başlayabilmesi için yöneticiler, çalışanlar, hissedarlar ve sendikalar dahil herkesin itiraz etmeksizin kabul edeceği bir odağa ihtiyacı olduğunu bilmektedir. CEO olarak ilk hedefi Alcoa’yı Amerika’nın en güvenli şirketi haline getirmek ve üzerinde durduğu yegane konu da işçi güvenliğidir. İşe başlamasının altıncı ayında gerçekleşen bir iş kazasında bir çalışanın hayatını kaybetmesi, O’nun kuruma ait alışkanlıkları değiştirmesine olanak sağlayacak kriz ortamını da pekiştirir O’Neill bu konuya odaklanmanın karları yükselteceğini vaad etmemiştir ancak başlattığı yeni rutinler organizasyona yayıldıkça, maliyetler düşer, kalite yükselir, verimlilik tavan yapar. Kilit taşı bir alışkanlıkta yapılan değişim, zincirleme olarak şirketin kurumsal alışkanlıklarını yeni baştan düzenler.
Charles Duhigg ‘Alışkanlıkların Gücü’nde bireyler, kurumlar ve toplumların alışkanlıklar söz konusu olduğunda ne kadar benzer davranışlar sergilediğini gözler önüne seriyor. Gündelik yaşantımızın %40’ını alışkanlıklarımızın oluşturduğunu düşündüğümüzde, hayatımızın iplerini elimize alabilmek için bu konuya yabancı kalmamanın akıllıca olduğu söylenebilir. Alışkanlıklar ve onların işleyişlerinin daha başka hangi alanlarda etkili olduklarını merak ediyor ya da tırnaklarınızı yemekten kurtulmak istiyorsanız, Duhigg’e kulak verin derim. Hayatınızın değişebileceğini siz de göreceksiniz.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply